Tarihçe
Gülşehir, tarih öncesi çağlardan bu yana birçok yerleşime ev sahipliği yapmıştır. İlçe merkezinin 5 km doğusunda yer alan Civelek Köyü Mağarası’nda bulunan tek kulplu fincanlar, çeşitli boylardaki çömlekler ile taştan ve kemikten yapılmış aletler, ilçenin tarihinin MÖ 5000’li yıllara kadar uzandığını göstermektedir.
Gülşehir’de yapılan arkeolojik araştırmalar, Anadolu uygarlıklarının tarih öncesi dönemlerden Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine kadar bıraktıkları izleri gün yüzüne çıkarmıştır.
Frigyalılar, MÖ 900–800 yıllarında Kapadokya’ya saldırarak bölgeyi egemenlikleri altına almışlardır. Bu topraklarda zamanla Medler, Lidyalılar, Kimmerler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar ve İranlılar hüküm sürmüştür.
MS 1. ve 3. yüzyıllar arasında Filistin’den kaçan ilk Hristiyanlar, Kapadokya’ya sığınmıştır. Bu dönemde gelen Hristiyanlar, bölgedeki kayalara oyulmuş kiliseler, evler ve manastırlar inşa etmişlerdir. Açıksaray, Büyükkale ve Gümüşkent bu yapıların en bilinen örneklerindendir.
Bu dönemde Gülşehir, Kapadokya Hristiyanlığı’nın merkezi hâline gelmiştir. MS 3 ile 8. yüzyıllar arasında Kapadokya’nın dinî başkenti olarak anılan Gülşehir, Açıksaray’daki rahiplerin yüzyıl sonunda başlayan kiliselere resim yapma akımını kabul etmemeleri üzerine bu unvanını kaybetmiştir.
1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nde Türklerin kazandığı büyük zafer sonrası, Anadolu’nun kapıları Horasan’dan gelen Türk akıncılarına açılmıştır. Bu süreçte Kapadokya bölgesi Selçuklu Türklerinin hâkimiyetine girmiş ve o dönem “Zarapassos” olarak anılan ilçenin adı “Arapsun” olarak değiştirilmiştir.
İlçe, 1212 yılında Mengücükoğulları’nın hâkimiyeti altına girmiştir. Aynı yüzyılda Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat bölgeyi topraklarına katarak adını “Gülşehir” olarak değiştirmiştir. 14. yüzyılın tamamı ile 15. yüzyılın ilk yarısında Gülşehir, Anadolu’nun önemli ilim merkezlerinden biri olmuştur. İlçenin gerçek anlamda gelişimi ise Osmanlı döneminde, I. Abdülhamit’in sadrazamlarından Karavezir Seyit Mehmet Paşa’nın memleketine duyduğu bağlılık nedeniyle yaptığı yatırımlarla sağlanmıştır.
1584 yılında Gülşehir, Uçhisar Nahiyesi’ne bağlı 30 hanelik bir köy durumundaydı ve halkının tamamı Müslümandı. Silahtar Seyit Paşa, 1779–1780 yılları arasında burada bir cami, bir hamam, bir medrese, sekiz çeşme ve bir mektep yaptırarak kasabanın büyümesine öncülük etmiştir. Bu gelişmelerin ardından ilçenin adı yeniden “Gülşehir” olmuştur.
Karavezir Seyit Mehmet Paşa’nın vefatının ardından ilçe bir süre yeniden “Arapsun” olarak anılmaya başlanmıştır.
1896 yılında Gülşehir, Niğde Sancağı’na bağlı bir kaza (ilçe) hâline getirilmiştir. 1947 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla ilçenin ismi resmen “Gülşehir” olarak tescillenmiş ve 1954 yılında da ilçe unvanı resmen verilmiştir.